Zeka insanın en önemli hazinelerinden birisi. Aptal dosttansa akıllı düşmanı tercih ediyoruz, zekice kurgulanmış filmleri seviyoruz, aptalca sorular sormaktan -başkaları tarafından yeterince zeki görülmemekten- çok korkuyoruz. “Güzellik mi zeka mı?” sorusuna gönül rahatlığıyla güzellik denemiyor. İnsan için dikkate değer olmanın en önemli kriteri zeka. Evrendeki canlılık hakkındaki merakımız bile “zeki yaşam formları” üzerineyken, iş yerinde zeki olmayana hiç tahammülümüz olmuyor.
Bugün “zeka”dan anladığımız içeriği belirleyen kelime “intelligence”. İngilizce yazılı ilk kullanımı 1390 yılında. Latinceden batı dillerine devşirilmiş. “Anlama becerisi ve kapasitesi” olarak tanımlı.
Yazılı tarihte geriye gidip Antik Yunan’a baktığımızdaya zeka ile ilişkili pek çok farklı kelime görüyoruz. Nous, Phronesis, Metis, Episteme, Gnome, Techne gibi kelimelerle şu an tekil bir beceri olarak tanımladığımız zeka farklı yönleriyle işaret edilmiş. Bizde de akıl, mantık, sağduyu, sezgi, irfan gibi kelimeler var. Özellikle Nous, Antik Yunan felsefesinde önemli bir yer tutuyor. Önceleri ilahi aklı temsil ederken daha sonra insanlara da atfedilmeye başlanmış. “Neyin doğru ya da gerçek olduğunu anlama becerisi” diye tanımlanabilir. İslam felsefesinde “akıl” kelimesiyle ifade edilmiş, duyularımızla algıladıklarımızdan değil “zihnin gözüyle” algıladığımız gerçeklerden bahsediyor.
Günümüzde zekayı felsefi, dini ve mistik ögelerden arındırılmış, tek ve ölçülebilir bir beceri olarak görüyoruz. Çoklu zeka teorileri de var, sıkışınca onları da kullanıyoruz, ama bunların hiçbirisi IQ testi ile ölçülen o tekil zeka kadar anlam dünyamızın parçası değil. Bir insanın zekası ve boyuna bakışımız birbirine çok yakın. Uzun yıllar çok katmanlı felsefi bir problem olarak ele aldığımız zekayı artık standardize edilmiş testlerle ölçülebilen bugünlerde tek bir sayı olarak görüyoruz1.
Bugün anladığımız haliyle zeka kavramına gelene kadar kültürel ve toplumsal süreçlerle etkileşim içerisinde insanın akletme becerisinin içeriği dönüşmüş. C.F. Goodey bu dönüşüm üzerine yazdığı incelemesinde zekayı ancak bir metafor olarak tanımlayabildiğimizi ve bu metaforun kültürle birlikte dönüştüğünü söylüyor.
IQ testlerinin bir şey ölçtüğü kesin, ama ölçtüğü şeyin “zeka” olduğu şüpheli. Cornell Üniversitesi’nden psikolog R.J. Sternberg “IQ yirminci yüzyılda 30 puan arttı ama dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlar ve bunlarla başetme biçimimiz çok daha zeki olduğumuza işaret etmiyor.” diyor. Daha bütüncül bir yaklaşım öneren Sternberg, sağduyu gibi bileşenleri de gözönüne alan bilimsel bir zeka kuramını öne sürüyor.
Yapay zeka da günümüzün zeka anlayışına paralel olarak tekil bir varlık olarak anlaşılıyor. “İşimizi elimizden alacak” ya da “Müreffeh yarınları getirecek” dediğimizde tek bir şeyden bahsettiğimiz açık. Dahası, vardığımız sonuçlar farklı olsa bile, her iki durumda da yapay zekanın insanın zihinsel becerilerinin ötesine geçeceğine inanıyoruz.
Teknik bir terim olarak ise yapay zeka herhangi bir problem özelinde algılama, çözüm üretme, mantıksal çıkarım yapma benzeri becerilerden birisine sahip bir algoritmadır. X-O-X oyunu oynayan bir bilgisayar programı da yapay zekadır, fotoğrafta kedi var mı anlayan algoritma da. Birbirinden çok farklı problemleri konu alan, bambaşka prensiplerle çalışan pek çok yapay zeka algoritması var. Zihinsel becerilerimizin tamamını temsil eden bir zeka metaforu üzerinde düşünme alışkanlığı bizi farklı farklı işler yapan, farklı yöntemlerle geliştirilmiş algoritmaları tek bir varlık olarak görmeye itiyor.
- IQ kavramının kullanımında bilimsel yanlışlar da var. N.N. Taleb’den okuyabilirsiniz. ↩︎

Leave a Reply