Bilinç Problemi

Her birimiz teker teker bilinçli olduğumuza eminiz. Dolayısıyla insanlar tamam, ama başka hangi varlıklar bilinçli karışık. Hayvanlar bilinçli mi örneğin? Ya da yapay zeka, dağlar, okyanuslar, dünya, yıldızlar, evren bilinçli mi?

Bilinç nedir tanımlamaya çalıştığımızda karşımıza farklı farklı tanımlar ve bunların getirdiği sorunlar çıkıyor. Çevresinde olan biteni algılayıp, bu algılara göre davranışlarını değiştirmek -duyusal bilinç- bir seviye. Hayvanların hemen hepsinin bu manada bilinçli olduğunu söyleyebiliriz1.

Algıları sadece dış dünyaya değil, kendi davranışsal süreçlerine de yöneltebilme becerisi dersek -özbilinç- daha üst seviye bir kavrama ulaşırız. Bir varlığın kendi iç süreçlerinin farkında olup olmadığını nasıl anlayacağımız ise tartışmalı. Bebekler örneğin, duyusal bilince sahipler ama özbilince sahipler mi? Değillerse ne zaman ve nasıl özbilince kavuşuyorlar?

Bu tanımları, Turing Testi’ndeki gibi fonksiyonel birer kriter olarak alırsak yapay zeka bilinçli. Yapay zeka modelleri çevrelerinde olan biteni -bizim kadar değilse bile- anlıyorlar ve davranışlarını (çıktılarını) bu algılara göre değiştiriyorlar. Demek ki duyusal bilince sahipler. Dahası son birkaç yılda gelişen “düşünce akışı” (Chain-of-Thought) yöntemiyle, algılarını kendi süreçlerinin çıktılarına yönelterek davranışlarını değiştirebiliyorlar. Demek ki özbilince de sahipler. Fonksiyonel tanımlarla ilerliyorsak makineler hem düşünebiliyor hem de bilinçliler.

Öte yandan fonksiyonel tanımlar üzerine dümdüz bir akıl yürütmeyle “Yapay zeka bilinçliymiş işte” diyip geçemiyoruz. Kendi varoluş deneyimimizde bilincin fonksiyonel tanımlara sığmayan yönleri var. Kendimizi sürekliliği ve bütünlüğü olan bir özne olarak tecrübe ediyoruz. Bir özne olarak kendimiz olma deneyimini tarif etmeye çalışınca nesnel ölçüler ve hatta dil yetersiz kalıyor. Sevgi, öfke, ilham, cesaret, lezzet, acı gibi içsel durumlarımız ancak metaforlar, şiirler, öyküler üzerinden ifade buluyor. Fiziksel bileşenlerinin bilgisiyle kendisine ulaşılamayan bu gibi öznel deneyimlerin adı “qualia”.

Daniel Dennett (Conciousness Explained/Bilinç Açıklanıyor) qualianın tanımının kendisiyle çeliştiğini, dolayısıyla da qualia diye birşey olmadığını söylüyor. Marvin Minsky bilimsel olarak tarif etmeyi beceremediğimiz karmaşık bilişsel süreçleri tarifsiz öznel deneyimler sanıyoruz diyor. Zekice temellendirilmiş argümanlarla “qualia yoktur/ilüzyondur” diyen epeyce biliminsanı, filozof var. Tam tersine qualia vardır, tanımı ve özellikleri şunlar şunlardır diye sıralayan da çok.

Yapay zeka bilinçli mi değil mi tartışmasının tek ilginç yanı qualia problemi. Yapay zekanın bilinçli olduğunu (ya da olacağını) söyleyenler çoğunlukla qualianın kendisinin zaten bir ilüzyon olduğunu varsayıyor. Yapay zeka hiç bir zaman bilinç kazanamaz diyenlerin temel varsayımı da karmaşık matematiksel işlemleri ucuca ekleyerek qualianın ortaya çıkmayacağı.

Dolayısıyla hangi fikri benimseyeceğimiz doğrudan kendi varoluş deneyimimizi nasıl anlamlandırdığımızla ilgili. Eğer kendi varoluşunuzda fiziksel bileşenlerine indirgenemeyen öznel deneyimler görmüyorsanız filozofların, bilimadamlarının akıllı argümanlarıyla qualianın varlığına ikna olmak zor. Öte yandan eğer böyle deneyimler yaşıyorsanız da hiçbir açıklama sizi qualia diye birşey olmadığına ikna edemez. “Aşkın şerhinde akıl çamura saplanmış eşşek gibi yattı kaldı.” sözü tam bu durum için söylenmiş gibi.

Ben kendi hayatımda öznel deneyimler yaşıyorum, bu deneyimlerin hesap kitaba indirgenemeyeceğinden şüphem de yok. O yüzden yapay zeka (en azından bugün anladığımız haliyle) hiçbir zaman bilinçli olmayacak diye düşünüyorum. Bilinci fonksiyonel bir tanımla ele alacaksak da, o zaman yapay zeka düpedüz bilinçli, ilginç bir tartışma konusu yok.

Yapay zeka teknolojisinin pazarlamasıyla iştigal edenler, çözüm bulduğumuz her problemi “bakın yapay zeka nasıl da akıllı, öylesine akıllı ki neredeyse bilinçli” diye önümüze koyuyor. Bu iddiaların altını kazıdığımızda ise nihayetinde hem akıl hem de bilinç için fonksiyonel tanımlar buluyoruz. Yapay zekanın bu tanımlarla akıllı ve bilinçli olduğu aşikar. İkidebir gündem olacak, yeni gelişmelerden etkilenecek bir belirsizlik yok.

Israrla havanda su dövülmesinin bir nedeni teknoloji üzerinden para ve etki alanı oluşturma çabasıysa, diğeri de akıl ve bilincin sağladığı becerileri makinelere kaptırma korkusu. Modern hayatta insanların çoğu için toplumda saygın bir yer edinmenin yolu zihinsel becerilerden geçiyor, çok az insan fiziksel beceri ya da özellikleriyle kendine hayatta yer bulabiliyor. Haliyle bu zihinsel becerileri makinelere kaptırmak ihtimali varoluşsal bir tehdide dönüşüyor. Sadece işimizi kaybetme korkusu olsa iyi, varlığımızı gerekçelendiren değerleri yitirme korkusu yaşıyoruz.

“Yapay zeka şu problemi de çözsün, şu işi de becersin görelim bakalım.” diye düşünme, algılama ve davranışları çevresel faktörlere göre değiştirme becerilerini insana özgü erişilmez özellikler sınıfında tutmaya çalışmak artık nafile bir çaba. Bugün çözemediğini yarın çözecek. Her geçen gün farklı bir teknik yetkinliği makinelere kaptıracağız. Bu durumu ne kadar çabuk kabullenirsek o kadar iyi.

  1. Daha ilk adımda algılama ve davranışlardan bahsettiğimiz için dağlar, okyanuslar hemen safdışı kalıyor. Bitkilerin ise şansı var. ↩︎

Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Instagram