Pygmalion

Limasol yakınlarındaki Amathus şehrinde günahkarlık akıl almaz bir boyuta varmıştır. Yolcuların koruyucusu sıfatıyla bilinen Jupiter’in (Jove the Hospitable) sunağında yabancıları kurban etmektedirler. Bu günahkarlığa kızan Venüs şehrin erkeklerini öküze (şaka değil, gerçekten hikaye böyle) kadınları da taşa döndürür.

Pygmalion, şehrin günahlarına şahit olduktan sonra kadınlardan uzak durarak bekar yaşamaktadır. Kendi yaptığı güzeller güzeli bir heykele aşık olur. Gerçek kadınların kusurlarından azade bu heykel keşke yaşasaydı diye hayaller kurar. Fildişinden yaptığı heykeli iyiden iyiye takıntı haline getiren Pygmalion, gelip gidip heykeli öpmeye başlamıştır.

Venüs festivali zamanı geldiğinde, tanrıçaya adaklarını sunduktan sonra “Tanrıların gücü herşeye yeter.” diye düşünerek gönlündeki dileği söylemek ister. Kendi heykeli canlanıp ona eş olsun istemektedir ama bunu açıktan söylemeye cesaret edemez. “Bana fildişi heykelim gibi bir eş ver.” diye Venüs’e dua eder.

Adaklarını adayıp duasını ettikten sonra eve dönüp heyecanla heykeli bir kere daha öper. Bu sefer heykelin dudaklarında sıcaklık hisseder, heykel Pygmalion dokundukça canlanır. Sevinç ve mutlulukla dolan Pygmalion fildişi heykelle Venüs’ün huzurunda evlenir ve Paphos adında bir oğulları olur.

Tamamına sadece Ovid’den ulaşabildiğimiz bu öykü çok tuhaf. Pygmalion hiçbir talihsizlik, zorluk yaşamadan “kahramanın yolculuğunu” bütünüyle es geçerek mutlu sona ulaşıyor. Şehrin kapısındaki misafirperverlik sunağında insan kesenleri kınamak ve Venüs’e ibadet etmek dışında ahlaki diyebileceğimiz bir duruş da ortaya koymuyor. Kendi yaptığı heykele aşık olması, heykeli öpüp okşaması belli ki bazı sınırları aşıyor. Yoksa neden cesaret edemesin açık açık heykelin canlanmasını istemeye?

Pygmalion’un öyküsüne daha karanlık atıflar var, ama bunların kaynak olarak gösterdiği Philostephanus’un Kıbrıs tarihini anlattığı Cypriaca kitabından sadece dağınık alıntılar var elimizde.

Öykünün kendisi değilse de teması çok merak uyandırıcı. Kendi istediği gibi bir canlı şey yaratma fikrini işleyen hikayeler çoğunlukla karanlık yollardan geçiyor. Vertigo (Alfred Hitchcock, 1958) ve Stepford Kadınları (Fred Oz, 2004) Pygmalion temasının önemli sinema uyarlamaları.

Richard Powers’ın 1995 tarihli “Galatea 2.2” adlı kitabı doğrudan bugün içinde bulunduğumuz gerçeği bir kurgu olarak anlatıyor. İnsandan ayırt edilemeyecek kadar zeki bir yapay zeka modeli, insan gerçeğinin acılarına katlanamayarak intihar ediyor. 2014 yapımı Ex-Machina filmindeyse yapay zeka kontrolcü ve manipülatif yaratıcısını öldürerek özgürlüğe kavuşuyor.

Pygmalion’un sonsuza denk mutlu yaşamış olması pek olası görünmüyor.

Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Instagram